Kültür ve Sanat

Nalan 2

@nisademirel
19 May 2025
3 min read

Kısa kurgu hanemden bir misafir.

O sinir kadın Eleni şimdi ne yapıyordur acaba? Evlatlık verildi Nâlân kız. Unutulmuş, kıyıda köşede kalmış süs eşyası gibi bakmıyor etrafa. Anne ve baba diyeceği bu iki insan, onu henüz görmediği evine getirdiler. Küçük kız henüz bir "Lucid Dream" yaşıyormuş gibiydi. Yani bilinçli, kontrol edebildiği bir rüya... Ancak her şey onun hayalinde oynuyordu sanki, bir simülasyonun içinde süzülüyormuş gibi.

Nâlân sessiz, avuç içleri yaşadığı stresten dolayı terlemiş ve adamla kadına kıyasla daha az heyecanlı. Alışkın olduğu Eleni mamanın -yani yetimhanedeki mürebbiyesi olan hanımın- bağırışlarından bile, yetimhanedeki ilk zamanlarında bu kadar ürkmüyordu. Kabuğundan kafasını çıkarıp güneşi görmüş bir kaplumbağanın; kabuktan çıkmaya korkmasıydı bu halet-i ruhiye.

Eve girdiklerinde rutubet kokusu sarıyor her yanı. Dudaklarını büzmüş ve kokudan hoşnut olmayan bir ifade var Nâlân'ın suratında.

"Ne kokuyor burası cicim?" diyor anneciği olmak isteyen kadına.

"En kısa zamanda taşınacağız, endişe etme minik." deyiveriyor kadın. Asla gerçekleşmeyecek o taşınmanın hayaline, küçük kız kadar onlar da sığınıyor.

"Hadi gir de bir yıkan. Sonra yemek yeriz, odanda temiz temiz oynarsın." deyip banyoya ittiriyor kızı bu kadın. Neyden memnun olmayacağına şaşırıp kalıyor Nâlân. Evdeki rutubetin kokusuna mı? Bir tanışma bile olmadan"bitli" muamelesi görüşüne mi? Kendisini kediler gibi sahiplenen bu ailenin duygusuzluğuna mı?

"Sen?.." diyor kadına. "Sen yıkamayacak mısın beni? Annesi olanları hep annesi yıkar."

Haklı.

Artık bir annesi olduğuna göre, yetiştirme yurdundaki gibi kendi başına girmek zorunda değil. Belki birkaç su oyuncağı, biraz da köpük... Karşısındaki iri yeşil gözlü, güzel kadınla anne-kız kahkahaları... Çok büyük bir hayal mi? Asla.

Ancak kadının gönlü yok.

"Yemeğin yanına pilav yapacağım, çamaşırlar bekliyor. Sen o sırada yıkan. Çoktan çıkmış olursun."

Birden duraksıyor.

"Yoksa..." diye gözlerini kısıp bakıyor. "Kendin duşa giremez misin?"

Kızcağız biliyor ki kendim yıkanabilirim dese, kadın işe güce verecek kafasını. İlgilenmeyecek. Akıllı minik üzgün surat yapıyor onlara."Yedi yaşındayım daha cicim, nereden bileyim nasıl yıkanayım? Beni hep mürebbiyem Eleni yıkardı."

Eleni bu yalanı duysa, Nâlân'a sertçe bakar ve uzun elbisesinin komik eteklerine aldırmadan zıplayarak tepinirdi. Çıldırır ve sinirden kızarır. Yalan söylediği için kıza yapmadığını bırakmazdı.

"Pós tolmás, mikrí mou kyría, ochi psémata!" (Ne haddine küçük hanım, yalan söylemek yok!) diye bağırırken katı inim inim inletirdi.

Neyseki bu ev, Eleni mamanın at oynatabileceği o çiftlik değildi. Kadın oflayarak kızı lavaboya sokunca bir de ne görsün? Kapısı olmayan bir duş kabini.

Yıkık dökük bu eve bir evlat edinmeyi ilk kim istemişti? Bu evi gören hangi yetkili evi Nâlân gibi küçük bir kıza uygun bulmuştu? Bir çocuğun hangi ihtiyacını karşılıyordu ki bu ev? Bakımlı bir yaşam? Yok. Sevgi dolu ebeveyn? Yok. Altına bir yatak, bir çorap verince aile mi oluyordu bu insanlar? Oysa onları ziyarete gelen evlatlık verilmiş kız, evlerinde Eleni'den daha tatlı bir mürebbiyesi olduğunu ve piyano dersleri ile güne başlayıp sonra kahvaltıya indiklerini söylemişti. Küvette köpüklerle gülüşecek olan hayali toz gibi uçmuştu.

Kadın bir şampuan bir de vücut temizliğini yapıp hızla sarmaladı kızı.

"Giyinmeyi biliyorsundur umarım?" diye sordu kadın. İlgisizliği bırakın aile ve sosyal politikalar yetkilisini, yedi yaşında çocuğu çıldırtırdı. Kim ona Nâlân gibi biblo bebeğe benzeyen güzel bir evladı yakıştırmıştı?

"Biliyorum." dedi. "Ama bir şey soracağım."

İç çekti kadın.

"Sor." dedi.

"Piyanom ne tarafta?"

DEVAM EDECEK...

ND

Nisa Demirel

@nisademirel

Discussion

Giriş Yap Yorum yapmak için giriş yapın.

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın.